Oktay Rifat’a Yeniden Bakmak
Oktay Rifat’ın şiirine başından sonuna baktığınızda tek bir şairle karşılaşmazsınız. Garip’in içindedir ama orada kalmaz. İmgeye yönelir, başka bir şiire geçer; doğaya, yaşlılığa, zamana yaklaşır. Yıllar içinde şiirini birkaç kez değiştirmiş bir şair vardır karşımızda.
Bu yüzden Oktay Rifat’ı yalnızca Garip’in üç şairinden biri olarak anmak eksik kalır. Garip onun şiir serüveninin önemli başlangıcıdır ama bütün hikâyesi değildir.

10 Haziran 1914’te Trabzon’da doğdu. Babası şair ve dilci Samih Rifat’tı. Çocukluğu ve gençliği Ankara’da geçti. Ankara Erkek Lisesinde Orhan Veli Kanık ve Melih Cevdet Anday’la tanıştı. Okul sıralarında başlayan arkadaşlık, birkaç yıl sonra Türk şiirinin önemli kırılmalarından birinin ortaklığına dönüştü.
1941’de Orhan Veli, Melih Cevdet ve Oktay Rifat’ın şiirlerinden oluşan Garip yayımlandığında yalnızca yeni şiirler ortaya çıkmış olmadı. Şiirin ne olduğu, nasıl yazılması gerektiği ve hangi kelimelerin şiire girebileceği üzerine yerleşmiş anlayış da tartışmaya açıldı. Ölçünün, uyağın ve şairane söyleyişin karşısına gündelik konuşmayı koydular. Sıradan insanı, sokağı, vapuru, mahalleyi, küçük dertleri ve sevinçleri şiirin içine aldılar.
Bugün bu şiirlerin bir bölümü bize son derece doğal geliyor. Çünkü o dil artık şiirin olağan imkânlarından biri. Oysa yayımlandıkları yıllarda durum farklıydı. Şiirin belli bir ağırlığı, kendine özgü bir dili ve mesafesi olması gerektiğine dair güçlü bir kabul vardı. Garipçiler bu mesafeyi azalttılar, şiiri gündelik hayatın içine biraz daha çektiler.
Oktay Rifat da bu çıkışın içindeydi. Ama şiiri Garip’te donup kalmadı. 1940’ların ortalarından 1950’lerin ortalarına uzanan dönemde Yaşayıp Ölmek Aşk ve Avarelik Üstüne Şiirler, Aşağı Yukarı ve Karga ile Tilki gibi kitaplarla kendi şiir alanını genişletti. Gündelik söyleyiş, halk şiirinden gelen ses, toplumsal duyarlık ve yeni biçim arayışları yan yana yürüdü.
Garip artık tanınmış, tartışılmış, etkisini göstermişti. Oktay Rifat isterse aynı şiiri sürdürebilirdi. Sürdürmedi.
1956’da yayımlanan Perçemli Sokak, bu değişimin en açık görüldüğü kitaplardan biridir. İlk dönem şiirlerinin doğrudan ve yalın söyleyişinden uzaklaşır. İmge yoğunlaşır, kelimeler arasında alışılmadık ilişkiler kurulur. Şiir artık yalnızca gördüğünü anlatmakla yetinmez; gördüğümüz şeylerin düzenini de bozar.
Bu nedenle Perçemli Sokak, İkinci Yeni tartışmaları içinde sık sık anıldı. Oktay Rifat açısından asıl önemli olan ise yeni bir şiir anlayışına yaklaşmasından çok, daha birkaç yıl önce savunduğu şiirden uzaklaşmayı göze almasıdır.

Bir sanatçı için kendi başarısından vazgeçmek kolay değildir. Okur onu belli bir sesle tanır, eleştiri belli bir yere yerleştirir. Bir süre sonra insanın kendi geçmişi de bir alışkanlığa dönüşür. Oktay Rifat bu alışkanlığın içinde kalmadı.
Şiirindeki değişim Perçemli Sokak ile de bitmedi. 1966’da yayımlanan Elleri Var Özgürlüğün ile insan, özgürlük ve toplumsal meseleler şiirinde daha belirgin hâle geldi. Bu, Garip dönemine dönüş değildi. Aradan geçen yıllar şiir dilini değiştirmişti. İmgenin imkânlarını denemiş, başka bir söyleyiş kurmuştu. Toplumsal olana döndüğünde artık başka bir yerden bakıyordu.
Oktay Rifat’ın şiirini düz bir çizgi üzerinde anlatmak bu nedenle zor. Dönemler arasında geçişler, kopuşlar, geri dönüşler var. Garip’ten imgeye, oradan daha toplumsal bir şiire, ardından doğaya ve zamana uzanan bir yol bu.
Onun şiirinde asıl dikkat çeken de burada ortaya çıkıyor. Bir dönem ulaştığı biçim başka bir dönemde ona yetmeyebiliyor. Bunu kararsızlık olarak görmek doğru olmaz. Daha çok, kendi şiirini sürekli yoklamasıyla ilgili.
Hayatı yalnızca şiirden ibaret değildi. 1937’de Ankara Hukuk Fakültesini bitirdi. Devlet sınavını kazanarak Paris’e gönderildi ve hukuk doktorası çalışmalarına başladı. İkinci Dünya Savaşı nedeniyle eğitimini tamamlayamadan 1940’ta Türkiye’ye döndü. Bir süre Maliye Bakanlığı ve Basın Yayın Genel Müdürlüğünde çalıştı; Ankara ve İstanbul’da avukatlık yaptı. Daha sonra İstanbul’da Devlet Demiryollarının hukuk müşavirliği bürosunda avukat olarak görev yaptı.
Roman ve tiyatro oyunları yazdı, çeviriler yaptı. Fransız edebiyatıyla, eski Yunan ve Latin şiiriyle ilgilendi. Farklı türlerde ürün vermesine rağmen edebiyattaki asıl ağırlığını şiir oluşturdu.
1970’lerin ortalarından itibaren şiirinde doğa daha görünür hâle gelir. Altınova çevresi, deniz, kır, tarlalar, ağaçlar, hayvanlar ve mevsimler şiire daha fazla girer. Çobanıl Şiirler, Bir Cıgara İçimi, Elifli, Denize Doğru Konuşma, Dilsiz ve Çıplak ve Koca Bir Yaz bu geç dönem şiirinin önemli kitaplarıdır.
Bu şiirlerde gençlik yıllarındaki Oktay Rifat’tan farklı bir bakış vardır. Dünyaya daha yavaş, daha ayrıntılı bakar. Gündelik hayat yine şiirin içindedir ama bu kez başka bir ağırlıkla. Bir ağaç, bir tarla, deniz, bir yaz günü ya da küçük bir gölge, yaşlanma, yalnızlık, zaman ve ölüm duygusuyla birlikte anlam kazanır.
Doğa burada süs değildir. İnsanın yaşadığı hayatın parçasıdır. Son dönem şiirlerinde zaman duygusu da giderek ağırlaşır. Gençlik yıllarının hareketli, alaycı ve dışa dönük söyleyişi yerini daha dikkatli bir bakışa bırakır. İnsan yaş aldıkça büyük sorular ortadan kalkmıyor belki ama küçük şeylerin taşıdığı anlam değişiyor.
Bir öğleden sonra, bir ses, bir ağacın altında geçirilen kısa bir zaman başka türlü görünmeye başlıyor.
Romanlarında da insanı içinde bulunduğu toplumsal çevreden koparmadı. Bir Kadının Penceresinden, Danaburnu ve Bay Lear onun üç romanıdır. 1980’de yayımlanan Danaburnu, ertesi yıl Madaralı Roman Ödülü’ne değer görüldü. Bu romanlarda gündelik hayat, toplumsal ilişkiler ve insanın çevresiyle kurduğu gerilim öne çıkar.
Yine de Oktay Rifat denildiğinde dönüp şiire geliyoruz. Çünkü edebiyatımızdaki asıl yeri orada. 18 Nisan 1988’de İstanbul’da öldüğünde ardında aynı şiirin tekrarlarından oluşan bir külliyat değil, farklı dönemleri ve kırılmaları olan uzun bir şiir serüveni bıraktı.
Onu “Garip akımının üç temsilcisinden biri” diye anmak yanlış değil ama yetersiz. Çünkü o cümlenin içinde Perçemli Sokak yok, Elleri Var Özgürlüğün yok; doğaya yönelen şiiri, yaşlanması, zamanla kurduğu ilişki yok.
Son kitabı Koca Bir Yaz 1987’de yayımlandı; bir yıl sonra, 1988’de yaşamını yitirdi. 1941’de Garip’te karşımıza çıkan genç şairle Koca Bir Yaz’ın Oktay Rifat’ı arasında neredeyse yarım yüzyıl var. Bu yıllar boyunca değişen yalnızca dünya değildi; onun şiiri de değişti.
Belki Oktay Rifat’a bugün yeniden bakmamız gereken yer de burasıdır. Bir şiir bulup ömrünü onun içinde geçirmedi. Kendi açtığı yoldan bile gerektiğinde ayrıldı.
Oktay Rifat’ın şiirinde değişmeyen şey, değişmenin kendisiydi.
Güven BAYKAN
