Yıllardır sürdürdüğümüz yaşam alanı, çevre ve ekoloji mücadelesi içinde, her geçen gün mücadelenin boyutlarının kapitalizmin ihtiyaçlarına göre nasıl büyüdüğünü de yaşayarak öğreniyoruz. HES’ler, madenler, taş ocakları, ormanların yok edilmesi, doğanın katledilmesi; bütün bunlar bize kapitalizmin üretme ihtiyacının insan ve canlı yaşamına ne kadar zarar verdiğini de gösteriyor.
Teknolojinin ilerlemesi insan yaşamını kolaylaştırırken, bir taraftan da onun yaşam alanlarını daraltıyor, hatta yok ediyor. Yapay zekâ çağında daha çok elemente, daha çok enerjiye ihtiyaç duyan teknoloji, dünyanın kaynaklarını da acımasızca tüketiyor.
Bu yazının konusu ise yaklaşık iki ay önce kızıma aldığım bir telefon üzerinden arkadaşlarla yaptığımız tartışmalardan çıktı. Daha üç yıllık bir telefon, bir anda kullanılamaz hale geldi. Donanımı yeni yazılımı desteklemez oldu, bataryası iflas etti. Tamir için servise götürdüğümüzde ise aynı telefonun ikinci elini neredeyse bir batarya parasına alabileceğimizi öğrendik.
Bu bir ekonomik politika olmalıydı. Üretilen malın ömrünü kısa tutmak, insanı yenisini almaya mecbur bırakmak; paranın döngüsünü hızlandırıp kâr oranını artırmak…

Bu konuda yaptığımız sohbetlerde, bunun rastlantı değil, planlı bir program olduğu gerçeğini çeşitli kitaplardan ve yazılardan okuyarak öğrenmiş oldum. Gerçekten kapitalizm çok acımasız.
Sonra bu iki ay içinde bu konuda pek çok yayın ve makale okudum. Sömürünün bir başka yolla daha nasıl gerçekleştirildiğini gördüm.
Bunun bir adı var: Planlı eskitme.
Planlı eskitme denildiğinde akla hemen fabrikada üretilirken ömrü bilerek kısa tutulmuş mallar geliyor. Oysa mesele bundan daha geniş. Ürünün bozulması gerekmiyor. Tamiri zorlaştırılabilir, yedek parçası pahalılaştırılabilir, yazılım desteği kesilebilir. Bataryası değiştirilemez hale getirilebilir. Ya da daha çalışırken yeni modeller karşısında eski olduğu duygusu yaratılabilir.
Eskiden buzdolabı bozulduğunda tamirci çağrılırdı. Çamaşır makinesinin motoru, televizyonun lambası değiştirilirdi. Ayakkabının tabanını yenilemek için ayakkabıcıya götürülürdü . Artık böyle bir şey yok. Bugün bazen bir parçanın fiyatı yeni ürünün yarısına, hatta kendisine yaklaşıyor.
Sonra size gayet doğal bir şey söylüyormuş gibi, “Bunu tamir ettireceğinize yenisini alın” deniliyor.Tam da burada sormamız gerekiyor: Bu kimin için doğal?
Bir buzdolabının otuz yıl çalışması onu kullanan insan açısından iyidir. Doğa açısından da iyidir. Daha az maden çıkarılır, daha az enerji kullanılır, daha az çöp oluşur. Ama aynı müşteriye otuz yıl boyunca yeni buzdolabı satamayan şirket açısından mesele biraz farklıdır.
İktisatçı Jeremy Bulow “ Planlı Eskitmenin Ekonomik Teorisi” ( Oxford akademi ) adlı makalesinde daha 1986 yılında planlı eskitmenin ekonomik mantığını tartışıyordu. Özellikle piyasaya hâkim üreticilerin bazı koşullarda ürün ömrünü kısaltmaktan ekonomik çıkar sağlayabileceğini gösteriyordu.
Demek ki mesele yalnız mühendislik değil. Kâr meselesidir.
Bir mal ne kadar uzun kullanılırsa yenisinin satışı o kadar gecikir. Sermaye açısından ise meta yalnız üretilmiş olmak için üretilmez. Satılması gerekir. Sonra yeniden satılması gerekir.
Planlı eskitmenin ekonomi politiği burada başlıyor. Ama işin daha ilginç tarafı var. Planlı eskitme yalnız fabrikada yapılmıyor. Tüketicinin zihninde de yapılıyor.
Bir telefon beş yıl boyunca çalışabilir. Kamerası fotoğraf çeker, internete girer, mesaj gönderir. Fakat yeni model çıktığında eski telefon birden “yetersiz” hale gelir. Telefon değişmemiştir. Bizim telefonla kurduğumuz ilişki değiştirilmiştir.
Reklam, moda, marka prestiji, sosyal medya, influencerlar, takas kampanyaları ve kredi sistemi burada aynı makinenin parçaları gibi çalışıyor. Kapitalizm yalnız mal üretmiyor. Malın ne zaman eski sayılacağını da üretiyor.
Bir düşüncenin uzun süre kabul görmesi onun mutlaka doğru olduğunu göstermiyor. Batlamyus’un evren modeli ( Dünya’yı evrenin merkezine koyan ve Güneş ile gezegenlerin onun çevresinde döndüğünü savunan yer merkezli model ) yüzyıllarca doğru kabul edildi. Wegener’in kıtaların hareket ettiği düşüncesi uzun süre ciddiye alınmadı ( Hangi liberal Demokrasi . Daron Acemoğlu). Bugün yapay zekanın temelini ouşturan sinir ağları bile bir dönem bilgisayar biliminin çıkmaz yollarından biri sayılıyordu. Bilim tarihi, bugün doğal ve değişmez sandığımız pek çok şeyin yarın başka türlü anlaşılabileceğini gösteriyor.
Tüketim dünyasında da bazı kabuller işte böyle yerleşiyor. “Yeni model daha iyidir.” “Eski telefon artık kullanılmaz.” “Tamir etmek ekonomik değildir.”
İyi de kim için ekonomik değildir? Kullanıcı için mi? Üretici için mi?
Bir ürünün ömrünü uzatmak teknik olarak mümkün olduğu halde neden yedek parça bulunmuyor? Neden batarya değişimi zorlaştırılıyor? Neden yazılım desteği birkaç yıl sonra kesiliyor? Neden tamir maliyeti yeni ürünün fiyatına yaklaşıyor?
Bunların hepsini teknolojinin doğal sonucu diye açıklamak kolaycılık olur. Çünkü teknoloji tarafsız bir boşlukta gelişmiyor. Hangi teknolojinin geliştirileceğine, ürünün nasıl tasarlanacağına, kaç yıl destekleneceğine piyasadaki çıkar ilişkileri de yön veriyor.
Burada sosyal öğrenme meselesi de önemli. İnsan yalnız üretmeyi değil, tüketmeyi de toplum içinde öğreniyor. Hangi telefonun eski sayılacağını, hangi otomobilin modasının geçtiğini, hangi giysinin artık giyilmemesi gerektiğini yalnız kendi ihtiyacımıza bakarak belirlemiyoruz.
Çevremize bakıyoruz. Reklama bakıyoruz. Ünlülere bakıyoruz. Sosyal medyada yüksek statü verdiğimiz insanların kullandığı ürünlere bakıyoruz. Böylece ürün teknik olarak eskimeden toplumsal olarak eski hale gelebiliyor. Belki de planlı eskitmenin en başarılı olduğu nokta burasıdır. Bir ürün eskimeyebilir; ama toplum onu eskimiş kabul etmeyi öğrenebilir.
İnsanlık tarihi sosyal öğrenmenin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. Yucatán yerlilerinin manyok bitkisini hazırlama biçimi bunun güzel örneklerinden biri. İnsanlar uzun yıllar kullandıkları işlemlerin kimyasal nedenini bilmiyordu ama kuşaktan kuşağa aktarılan bilgi, bitkinin zehirli etkisini azaltıyordu. Manyok bitkisinin bazı türleri siyanür açığa çıkarabilen maddeler içerir , çiğ ya da yanlış hazırlanırsa zehirleyebilir. Buna rağmen yerli topluluklar yüzyıllar içinde rendeleme, suda bekletme, fermantasyon ve pişirme gibi yöntemlerle zehri azaltıp manyoku temel bir besine dönüştürmeyi yıllar içinde sosyal öğrenme yoluyla öğrendiler. ( Hangi liberal Demokrasi . Daron Acemoğlu) yani toplu , yaşamsal bir bilgiyi öğrenip kuşaktan kuşağa aktarabiliyor. İşte sosyal öğrenme bu kadar önemlidir. Kapitalizm bu yöntemi harika kullanıyor
Sosyal öğrenme insanların hayatta kalmasını sağlayabiliyor. Ama aynı mekanizma iki yılda bir telefon değiştirmeyi de normal hale getirebilir. Sorun öğrenmenin kendisi değildir. Kimin çıkarına, neyi öğrendiğimizdir.
Planlı eskitmenin bir başka bedeli ise bizim evlerimizin çok uzağında ödeniyor. Telefon değiştirdiğimizde yalnız cebimizden para çıkmıyor. Yeni telefon için yeniden bakır gerekiyor. Lityum gerekiyor. Kobalt gerekiyor. Enerji gerekiyor. Su gerekiyor. Taşıma gerekiyor.Sonunda da yeni elektronik atık ortaya çıkıyor.
Walter Cardoso Satyro ve arkadaşlarının çalışmaları ( Planlı Eskitme mi ? planlı Kaynak Tüketimi mi? Sürdürülebilir Bir yaklaşım adlı makalelerinde . Journal of Cleaner Production dergisinde )
( ScienceDirect ) da planlı eskitme ile kaynak tüketimi arasındaki ilişkiye dikkat çekiyor. Ürünün ömrünü kısaltmak aynı zamanda doğadan daha sık hammadde çekmek demek.
Bugün yapay zekânın, veri merkezlerinin, elektrikli araçların, batarya teknolojilerinin hızla geliştiği bir dönemde bu sorun daha da büyüyor. Bir tarafta sürekli daha fazla element, daha fazla enerji, daha fazla su isteyen teknoloji var. Diğer tarafta sınırlı bir dünya. Sermaye ise sürekli büyümek istiyor.

Burada Marx’ın sermayenin hareketi üzerine söyledikleri daha anlaşılır hale geliyor. Sermaye para olarak yola çıkar, üretimden geçer, meta haline gelir ve daha fazla para olarak geri dönmek ister. Yani mesele üretmek değildir yalnızca. Büyüyerek geri dönmektir. Bunun için dolaşımın da sürekli hızlanması gerekir. Mal daha erken eskirse yenisi daha erken satılır. Yenisi daha erken satılırsa sermaye daha hızlı döner. Planlı eskitme dediğimiz şey tam da bu döngünün araçlarından biridir.
Elbette her bozulan telefonun, her arızalanan buzdolabının arkasında gizli bir şirket komplosu aramak doğru olmaz. Parçalar aşınır. Teknoloji gelişir. Yeni ürünler gerçekten daha iyi özelliklere sahip olabilir.
Ama mesele zaten bu değildir. Mesele, ekonomik sistemin uzun ömürlü ürünü her zaman ödüllendirmemesidir. Hatta bazı durumlarda tam tersini ödüllendirmesidir.
Bu yüzden tartışmayı “İnsanlar neden sürekli yeni şeyler alıyor?” sorusuna sıkıştırmak doğru değil.
Çünkü tüketim davranışı gökten inmiyor. Ürün tasarımı var. Reklam var. Moda var. Kredi var. Yazılım var. Takas kampanyaları var. Tamiri zorlaştıran tasarımlar var. Sonra bütün bunları kuran sistem dönüp bize, “İnsan çok tüketiyor” diyor. İyi de o tüketimin altyapısını kim kurdu?
Bir ürünün beş yıl yerine iki yıl kullanılmasını normal kabul ettiğimiz anda üretici açısından döngü hızlanmış oluyor. Kullanıcı açısından çalışan bir telefon sorun değildir. Ama aynı müşteriye birkaç yıl boyunca yeni telefon satamayan üretici açısından durum başka olabilir. iki tarafın çıkarı her zaman aynı değildir.
Tamir hakkı tartışmaları bu yüzden önemli. Bataryanın değiştirilebilmesi, yedek parçanın bulunabilmesi, ürünün tamir bilgisinin paylaşılması, yazılım desteğinin uzun yıllar sürmesi yalnız tüketici meselesi değildir.
Aynı zamanda sınıfsal bir meseledir. Aynı zamanda ekoloji meselesidir. Çünkü zengin için bozulan telefon bir masraf kalemi olabilir. Dar gelirli için yeni borç demektir. Doğa için ise yeni maden, yeni enerji, yeni atık demektir.
Yıllardır HES’e, madene, taş ocağına karşı mücadele ederken aslında aynı hikâyenin farklı yüzlerini görüyoruz. Dağın delinmesiyle telefonun üç yılda eskimesi birbirinden bütünüyle bağımsız şeyler değil.
Bir tarafta sürekli hammadde isteyen üretim var. Diğer tarafta o üretimin devam etmesi için sürekli yenisini almaya yöneltilen insan. Planlı eskitme tam da bu ikisini birbirine bağlıyor.
Belki bundan sonra soruyu biraz değiştirmemiz gerekiyor. İnsanlar neden sürekli yeni şeyler satın alıyor, diye sormadan önce şunu sormalıyız: Neden çalışan şeyleri bu kadar çabuk eski hale getiren bir üretim düzenimiz var?
Çünkü bazen eskiyen telefon değildir. Onu kullanmaya devam etme hakkımızdır.
Süleyman Hacıbektaşoğlu
