Trabzonlu Olmak, Bölgesel Milliyetçilik ve Şovenizm

Cemal CANDAŞ
10 Dakikalık Okuma

TRABZONLU OLMAK, BÖLGESEL MİLLİYETÇİLİK VE ŞOVENİZM

İnsan doğduğu, büyüdüğü ya da kendisini ait hissettiği yerle duygusal bir bağ kurar. Bu son derece doğal ve insani bir durumdur. Bir Trabzonlunun Trabzon’u sevmesi, şehrinin tarihiyle, kültürüyle, deniziyle, futbol takımıyla, insanıyla gurur duyması; İstanbul’un bir ilçesinde, Ankara’nın bir mahallesinde ya da dünyanın herhangi bir köşesinde yaşarken memleketini özlemesi tek başına hiçbir sorun oluşturmaz.

Sorun, sevginin üstünlük iddiasına dönüşmeye başladığı yerde ortaya çıkar. Çünkü memleket sevgisi ile memleket şovenizmi aynı şey değildir.

Boztepe'den Trabzon panoraması
Trabzon panoraması. Fotoğraf: Nezih Durmazlar / Wikimedia Commons, CC BY-SA 2.0.

Trabzonluluk, Türkiye’de güçlü bölgesel kimliklerden biridir. “Bize her yer Trabzon” sloganı, Trabzonspor etrafında oluşan güçlü taraftarlık kültürü, Trabzonluların kendi memleketlerine ilişkin gururlu söylemleri ve “Övünmek gibi olmasın ama ben Karadenizliyim” türünden ifadeler, bu güçlü kimliğin günlük hayattaki yansımalarıdır. Bunların hiçbiri, tek başına şovenizm olarak görülemez. İnsanların kendilerini bir yere ait hissetmeleri, ortak kültürleri ve ortak geçmişleri etrafında dayanışma geliştirmeleri doğaldır. Hatta modern hayatın insanları yalnızlaştırdığı bir çağda, bu tür aidiyetlerin insanlara güven, yakınlaşma ve dayanışma duygusu verdiği bile söylenebilir.

- Sponsorlu Reklam -

Ancak her güçlü aidiyet gibi bölgesel aidiyet de bir noktadan sonra başka bir şeye dönüşebilir. O nokta, “Biz de varız” demekten “Biz herkesten iyiyiz” demeye geçilen noktadır. Bir insanın “Trabzonluyum ve bundan gurur duyuyorum” demesinde hiçbir sorun yoktur. Bu, bir kimlik ve aidiyet ifadesidir. Ama “Trabzonlular Türkiye’nin en akıllı, en cesur, en becerikli insanlarıdır” denildiğinde, artık basit bir memleket sevgisinden söz etmek mümkün değildir. Çünkü bu kez bir grubun kimliği, başka gruplarla karşılaştırılmakta ve üstünlük ölçüsüne dönüştürülmektedir. Şovenizmin başladığı yer tam da burasıdır.

Şovenizm, insanın kendi grubunu sevmesi değil, kendi grubunu diğerlerinden daha değerli, daha üstün ve daha özel görmesidir. Bu grup bir millet olabilir, bir etnik topluluk olabilir, bir dinî cemaat olabilir; hatta bir şehir veya bölge de olabilir. Dolayısıyla bölgesel şovenizm de mümkündür.

Bir Trabzonlu, kendi şehrini dünyanın en güzel şehri olarak görebilir. Bu kişisel ve duygusal bir değerlendirmedir. Fakat “Trabzonlular diğer insanlardan daha kaliteli insanlardır” demeye başladığı anda mesele değişir çünkü artık sevilen şey Trabzon değildir; Trabzonluların diğer insanlardan üstün olduğu iddia edilmektedir.

Bölgesel milliyetçilik, genellikle bir bölgenin insanlarının ortak özellikleri olduğuna ilişkin güçlü inançlarla beslenir. “Biz Karadenizliyiz, çalışkanız.” “Biz Trabzonluyuz, cesuruz.” “Bizim insanımız başka insanlara benzemez.” Bu cümlelerin bazıları ilk bakışta zararsız görünebilir. Ancak sürekli tekrarlandıklarında, insanları doğdukları yere göre tanımlayan bir düşünce biçimi yaratabilirler.

Bir süre sonra bireyin kişisel özellikleri bile doğduğu şehre bağlanmaya başlanır. Başarılı bir Trabzonlu, “Trabzonlu olduğu için başarılıdır”; başarısız bir Trabzonlu ise neredeyse “Trabzonluluğa yakışmayan” bir istisna gibi görülür. Bu düşünce biçimi, insanı birey olarak değerlendirmek yerine, onu bir grubun temsilcisine dönüştürür.

- Sponsorlu Reklam -

Üstelik bu yalnızca Trabzon’a özgü bir durum da değildir. Türkiye’nin birçok bölgesinde ve şehrinde benzer bölgesel kimlikler vardır. Sorun Trabzonluluk değildir. Sorun, herhangi bir kimliğin eleştirilemez ve üstün bir kimliğe dönüştürülmesidir.

“Bize her yer Trabzon” sözü belki de bu tartışmanın en iyi örneklerinden biridir. Bir futbol maçında binlerce insanın hep birlikte bu sloganı söylemesi, büyük ölçüde taraftarlık coşkusudur. Slogan, insanlara ortak bir kimlik ve dayanışma duygusu verir fakat aynı slogan, farklı bir zihniyetin parçası hâline geldiğinde başka bir anlam kazanabilir.

Eğer “Bize her yer Trabzon” demek: “Biz gittiğimiz her yerde kendi kurallarımızı koyarız.”, “Bizim olduğumuz yerde diğerleri geri planda kalmalıdır.”, “Biz her ortamda daha etkili ve üstün olmalıyız.” anlamında kullanılmaya başlanıyorsa, artık masum bir taraftarlık sloganından söz etmek zorlaşır çünkü şovenizm çoğu zaman büyük ideolojik metinlerle ortaya çıkmaz. Bazen günlük hayatta söylenen küçük cümlelerde, şakalarda, övünmelerde ve klişelerde kendisini gösterir. Durum aşağıdaki örneklerde olduğu gibi yaşanmaya başlandığında şovenizm tehlikeli noktalara ulaşmış demektir:

- Sponsorlu Reklam -
BURASI REKLAM ALANIDIR

Trabzonlu bir bakan “terör örgütü üyelerinin ayakkabı numaralarını bile bilir.”

En güçlü suç örgütlerinin başında mutlaka Trabzonlu veya en azından Karadenizli birisi vardır.

Trabzon sokaklarında başka takımın formasının giyilmesine izin verilmez.

Trabzonspor eğer yenilmişse mutlaka maçı yöneten hakem rakip takımı kollamıştır.

Trabzon’da “Trabzonlu”ların kabul etmediği bir siyasi parti kurulamaz, gösteri yapılamaz.

“Övünmek gibi olmasın ama ben Karadenizliyim” sözü mizahi bir ifade olarak söylendiğinde çoğu insanı gülümsetir. Fakat aynı zamanda ilginç bir düşünceyi de içinde taşır. “Övünmek gibi olmasın” denir; ama hemen ardından övünmenin nedeni açıklanır: “Ben Karadenizliyim.” Burada şu soru sorulabilir:

Bir insan neden doğduğu yerle övünür?

Trabzonspor taraftarları tribünde
Trabzonspor taraftarlığı, bölgesel aidiyetin güçlü görünür alanlarından biri.

Bir insan yaptığı bir işten, ortaya koyduğu bir emekten, geliştirdiği bir düşünceden gurur duyabilir. Bunlar onun kişisel çabasının ürünüdür ama Trabzonlu, Karadenizli, Egeli ya da İç Anadolulu olmak bir başarı değildir. Bu, insanın doğumla birlikte sahip olduğu bir kimliktir. Elbette insan doğduğu yere sevgi ve bağlılık duyabilir. Fakat doğumla elde edilen bir kimliği kişisel üstünlük belgesi hâline getirmek, aidiyet duygusunu kolaylıkla şovenizme dönüştürebilir.

Şovenizm insana cazip gelebilir çünkü “büyüklük” duygusu verir. Hem de hiç hak etmediği halde!  İnsan kendi hayatında hiçbir büyük başarı elde etmese bile, kendisini “büyük” bir grubun parçası olarak görebilir. “Ben” sıradan olabilir; ama “biz” büyüktür. “Bizim milletimiz büyüktür.” “Bizim şehrimiz farklıdır.” “Bizim insanımız herkesten cesurdur.” Bu cümleler, bireye kişisel başarıya ihtiyaç duymadan bir üstünlük duygusu sunabilir.

İşte bu nedenle şovenizm yalnızca bilgisizlikle açıklanamaz. Son derece eğitimli ve kültürlü insanlar da şovenist olabilirler. Şovenizmin asıl gücü, insanın aidiyet ihtiyacına ve güçlü olma arzusuna seslenmesidir.

Bölgesel kimlik siyasetinin en tehlikeli sonuçlarından biri de eleştirel düşünceyi zayıflatmasıdır. Bir siyasetçi, iş insanı veya bürokrat “bizim hemşerimiz” olarak görüldüğünde, onun hataları daha kolay görmezden gelinebilir. Aynı kişi başka bir şehirden veya gruptan olsaydı ağır biçimde eleştirilecektir. Uygun bulunmayan davranışlar, “bizden biri” söz konusu olduğunda mazur görülebilir. Bu, şovenizmin en klasik mekanizmalarından biridir:

Kendi grubunun kusurlarını mazeretle açıklamak, başkalarının kusurlarını ise karakter özelliği olarak görmek.

Bizim insanımız hata yaptıysa: “Herkes hata yapabilir.”

Başkasının insanı hata yaptıysa: “Zaten bunlar böyledir.”

Bu çifte standart yalnızca ulusal veya etnik şovenizmde değil, şehir ve bölge aidiyetlerinde de ortaya çıkabilir. Dolayısıyla şovenizm, çoğu zaman aşırı milliyetçilikten önce eleştirel düşüncenin kaybolmasıyla başlar. Kişi artık “bizim insanımız” hakkında objektif düşünemez hâle gelir.

Bölgesel kültürü korumak ve ona sahip çıkmak ile bölgesel üstünlük iddiası aynı şey değildir. Trabzon’un kültürünü, tarihini, dilini, müziğini, yemeklerini ve geleneklerini sahiplenmek ve korumak son derece meşru ve değerlidir. Bir insanın kendi bölgesinin sorunlarına sahip çıkması, o bölgenin ekonomik ve sosyal gelişmesi için mücadele etmesi de doğal bir yurttaşlık tavrıdır ama bunların hiçbiri, başka bölgelerin veya başka insanların küçümsenmesini gerektirmez. Gerçek aidiyet, başka kimlikleri tehdit olarak görmeden de var olabilir.

Belki de sağlıklı bir Trabzonluluk bilinci şu cümlede özetlenebilir: “Trabzonluyum; bu benim kimliğimin önemli bir parçasıdır. Ama beni diğer insanlardan daha değerli yapmaz.” Bu cümle hem memleket sevgisini hem de eşitlik düşüncesini birlikte taşır.

Trabzonlu olmak bir kimliktir; üstünlük belgesi değildir. Karadenizli olmak bir kültürel aidiyettir; diğer insanlardan daha değerli olmanın kanıtı değildir. “Bize her yer Trabzon” bazen güzel bir taraftarlık sloganıdır; fakat her yere kendi kimliğini taşıma ve egemen kılma arzusuna dönüştüğünde sorgulanmalıdır.

Şovenizmin en tehlikeli yanı, kendisini çoğu zaman açıkça “ben üstünüm” diye ifade etmemesidir. Bazen bir şakada, bazen bir sloganın içinde, bazen de “bizim insanımız başka” cümlesinde gizlenir.

Belki de en sağlıklı kimlik bilinci şudur: Kendi memleketini sev, ama başka memleketlerin insanlarını küçümseme. Kendi kültürünle gurur duy, ama onu insanlık için bir üstünlük ölçüsüne dönüştürme. Trabzonlu ol, Karadenizli ol, Türk ol, Kürt ol; ama hiçbir kimliğin insan olmanın önüne geçmesine izin verme çünkü kimliklerimiz bizi zenginleştirir. Üstünlük iddiası ise kimlikleri zenginlik olmaktan çıkarır, duvarlara dönüştürür.

Trabzon’da özellikle 1980’li yıllardan bu yana yaşanan birçok istenmeyen olayı Trabzonlulara öğretilmiş şovenizmden ayrı düşünemeyiz. Bir sorunu yaratan nedenleri ne ölçüde biliyorsak, o sorunu çözme şansımız da o kadar artar.

Trabzonlu olmaktan gurur duymayı “başkalarından üstün olma” kirliliğinden kurtarmak için her Trabzonlunun çaba göstermesi gerekir. Aksi halde Trabzonlu olmanın keyfini süremez, yaşamın Trabzon ile ilgili gerçekleriyle yüzleştikçe her an yeni bir şaşkınlık yaşamaya devam eder.

Trabzonluluğu bölgesel şovenizmin etkisinden kurtularak yaşamaya başladığımızda ancak o zaman çok sevdiğimiz şehrimizin içinde bulunduğu ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal sorunların nedenlerini nesnel olarak görme şansımız doğacaktır. TÜİK 2025 yılı verilerine göre Trabzon, sosyo-ekonomik yönden 81 il içerisinde 24. sıradadır. Nüfusu itibariyle benzeştiği illerle ekonomi, sanayi, ticaret vb. alanlarda kıyaslandığında maalesef oldukça gerilerdedir. Eğitim ve sağlık hizmetleri açısından ise durum daha iyi bir düzeydedir.

Ülke ölçeğinde düşünüldüğünde Trabzon’un hiç de hak etmediği bir yoksulluk ve yoksunluk düzeyinde olduğunu ancak “şovenizm” ve “başkalarından üstün olma” kirliliğinden temizlendiğimizde bilince çıkarabiliriz.

Şovenizm, düşünce dünyamıza egemen olduğunda içerisinde bulunduğumuz dünyanın gerçeklerini görmemizi engelleyebilir.

Trabzon’a ve Trabzonlulara selamlar.

Cemal CANDAŞ

TAGGED:
Bu Makaleyi Paylaş
Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Instagram’da paylaş

Görseli indirip Instagram’da gönderi veya hikâye olarak paylaşabilirsiniz. Metni kopyalayarak açıklamaya ekleyebilirsiniz.

Instagram’ı aç